Kürdüm ama DTP’den nefret ediyorum!

Salı, Aralık 22, 2009 18:08
Kategori: Güncel

49192
TARAF muhabiri Mehmet Baransu’nun çocuğu neden ABD vatandaşı, o haberleri nereden buluyor? İlginç bir söyleşi;

Ardarda orataya çıkardığı belgelerle adı , ‘asimetrik harekatçı gazeteci’ye çıkan Mehmet Baransu, servis haber iddialarını değerlendirdi, haberleri nasıl yaptığını anlattı ve Kürdüm ama PKK ve DTP’den nefret ediyorum” dedi.

Son dönemin en çok tartışılan gazetecilerinden biri Mehmet Baransu. Taraf’ta TSK ile ilgili birbiri ardına yaptığı haberler nedeniyle Türkiye’de yer yerinden oynadı. “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nı o ortaya çıkardı, Kafes Operasyonu’nu o yazdı.

Yaptığı haberlerle medyada ’servis edilme’ tartışmalarını başlattı. Bir kısım medya ‘Bu haberler belli amaçlarla veriliyor’ diyerek onu topa tuttu. Ancak o kararlı bir şekilde yoluna devam etti ve bu yılın Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü’nü aldı.

Peki bunca tartışmayı beraberinde getiren ‘gizemli’ gazeteci Mehmet Baransu kim? Mesleğe nerede başladı, bu haberlerin arkasındaki ilişkileri nasıl edindi?

Bu hafta Taraf muhabiri Baransu ile bir araya geldik ve onun ilginç hikayesini dinledik…

Tartışılan haberleriyle özellikle TSK’nın şimşeklerini üzerine çeken, ‘asimetrik harekatçı gazeteci’ Mehmet Baransu, Fethullah Gülen’den servis iddialarına gülüyor: Siz yolsuzluklarla ilgili dosya yazarsanız size dosya gelir. Bu kadar basit. Emin Çölaşan’ın Minik Kuş’u yok muydu? Uğur Dündar’a telefonla ihbar gelmiyor muydu? Onlara neden servis ediliyor diye ses çıkarmadılar?

İrtica ile Mücadele Eylem Planı, Kafes Operasyonu, ödül aldığınız “Pimini çekip bombayı askerin eline verdi” haberi… Son döneme damga vuran haberlerin neredeyse tamamını siz yaptınız. Ama sizi aşağı yukarı bir yıldır tanıyoruz. Nereden çıktınız?

28 Şubat döneminde Aksiyon dergisinde çalışıyordum ve orada da böyle dosya haberler hazırlıyordum.

- O zaman hikayeyi başa saralım. Gazeteciliğe nasıl başladınız?

Erzurum’da oturuyorduk, liseyi orada okudum. Bir gazeteci komşumuz vardı. Bir gün arkadaşıyla şakalaşırken kör kurşuna hedef oldu ve öldü. Bu olay beni çok etkiledi. Gazeteci olmaya karar verdim. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazanıp İstanbul’a geldim. Okulla birlikte çalışmaya başladım. AKŞAM’da staj yaptım. Ama Ilıcaklar’la olmadı. Gazete el değiştirecekti vs. Aksiyon dergisine girdim. 97′nin sonları. 2000′e kadar çalıştım. Orada değil de bir gazetede çalışmış olsaydım ismim o zamandan duyulurdu.

- Nasıl haberler yaptınız Aksiyon’da?

Sadettin Tantan’ın Bufalo, Balina operasyonlarını hatırlayın. Bunların yarısını ben Aksiyon’da, Tantan operasyonları yapmadan yazdım. Ama maalesef dergiler okunmuyor. Hele o dönem hiç okunmuyordu. Çıplak kadınlarla dergi satılmaya çalışılıyordu.

- Henüz üniversite öğrencisiydiniz. Öyle kritik haberleri nasıl yapabiliyordunuz?

Bu ilişkilerle ilgili bir şey. Mesela gümrük kaçakçılığı ile ilgili haberler yaptım. İlk haberden sonra zaten ihbarlar gelmeye başlıyor, takip ediliyorsun. Gün Sazak döneminde örneğin, Uğur Mumcu’nun silah kaçakçılığıyla ilgili kitabında çok yararlandığı birisiyle konuştum. Yaşım yirmiydi ama o dönem beni Gümrük Bakanı Rıfat Serdaroğlu dışarıda karşılıyordu, çünkü yolsuzluklarını çok yazdım.

-Bu kadar parlak haberlerle neden bir gazeteye geçmediniz?

O dönem beni Milliyet transfer edecekti. Mehmet Yılmaz olmasaydı!

- Mehmet Yılmaz neden set koydu size?

O gün Milliyet’te operasyon oldu. Benim anlaştığım haber müdürü, Yılmaz gelince ayrıldı. Benim iş de kaldı. Aksiyon 212 basın kadromu yapmayınca oradan mahkemelik olarak ayrıldım. Tazminatımı hâlâ alabilmiş değilim.

- Aksiyon’dan sonra ne yaptınız?

2000′de ayrıldım ve Yalçın Bayer’in yanına gittim. O dönem üç-dört kez beni yazmıştı. Köşesinde benimle röportaj yapmıştı. Bir dönem ona yardım ettim. Birlikte bir kitap hazırlıyorduk. Sonra maalesef kitabı çıkaramadık.

- O sıralarda da size haber servis ediliyor iddiaları var mıydı?

Ben bu iddialara sadece gülüyorum. Hayır yoktu. Siz yolsuzluklarla ilgili dosya yazarsanız size dosya gelir. Bu kadar basit. Mesela Emin Çölaşan’ın Minik Kuş’u yok muydu? Ya da Uğur Dündar’a Arena’da telefonla ihbar gelmiyor muydu? Onlara neden servis ediliyor diye ses çıkarmadılar?

Yılın gazetecisi

- Bu yılın Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü’nü aldınız. Pek çok köşe yazarı, yayın yönetmeni sizi tebrik etti. Ne hisssettiniz?

Öyle garip bir ülke ki burası! Ödül aldım diye bile üzerime geliyorlar. Tek bir şey söyleyeyim: O ödülü açık ara farkla aldım. Beni cemiyetten aradılar ve “Toplantı çok kısa sürdü” dediler.

- Abdullah Öcalan üzerine bir dosya hazırlığınız mı var?

Hayır öyle bir dosya üzerinde çalışmıyorum. Şu sıra bir kitap üzerinde çalışıyorum. Yaptığım haberlerle ilgili. Yakında çıkacak.

Taraf’ın PKK’ya bakış açısını eleştiriyorum

- Taraf’tan önce Güneydoğu ile ilgili haberler yaptınız mı?

Aksiyon’dayken Güneydoğu’da operasyonlara katılıp haberler yapıyordum. Kuzey Irak’a kimsenin gidemediği dönemlerde gitmiştim.

- PKK’ya karşı haberler yapıyordunuz yani?

Tabii, bakın benim ailem Kafkas cephesinde 70′in üzerinde şehit vermiş bir aile. Ben Kürt’üm ama bir MHP’linin nefret ettiğinden daha çok PKK ve DTP’den nefret ediyorum. Bizim köy Ardahan’ın bir köyü. Köyümüz çok sefer PKK baskınına uğramıştır. Birçok yakınımı yol taramalarında kaybettim. DTP bizden oy alamaz.

- Taraf’ın zaman zaman örgütü sempatik gösteren çizgisinden rahatsızlık duyuyor musunuz?

Bazen PKK ile ilgili tutumlarından dolayı Taraf’ı eleştiriyorum. Şemdinli’de bir polis balığa giderken şehit oldu mesela. Bence bu haber manşet olmalıydı. En az Tokat kadar hassasiyet gösterilmeliydi. Gerçi son günlerde sert bir duruşları var. İyi bir noktaya geldi son 15 günde Taraf. Zaten bu nedenle PKK ‘Türk basınını okumayın’ diye açıklama yaptı. Türk basını dediği biziz!

Çocuğumuz ABD’de yaşadığımız için orada doğdu

- Sizinle ilgili iddialar biraz da hem son dönemde Taraf’ın tartışmalı çizgisinden hem de sizin cemaatle ilişkili olduğunuz inancından kaynaklanıyor. Bu ilişkiyi de Aksiyon’da çalışmanıza ve daha sonra ABD’ye gitmenize bağlıyorlar. Nedir bu ABD hikayesi?

Ben üniversiteden sonra Marmara İletişim’de master’a başladım. Çocuk cinayetleri üzerine çalışıyordum. ABD’de de çok çocuk cinayeti oluyordu o sıra. Orada akademik çalışma yapıp, tezimi öyle hazırlamaya karar verdim.

- ABD’ye master sonlarına doğru gitmenizde askere gitmeme isteği de rol oynamış olabilir mi?

Hayır, hiç. Ben askere geçen sene en zor dönemde gittim. Öyle olsa asıl o zaman gitmezdim. Biliyorsunuz artık 35′e kadar erteletebiliyorsunuz.

- ABD hikayesine dönersek… Nasıl finanse ettiniz gidişi?

1998′de babam emekli olunca o paranın üzerine biraz da ben koydum ve Başakşehir’den ev aldım. O evi ipotek ettirerek gittim ABD’ye. Önce evlendim, 10 gün sonra eşimle beraber gittik New York’a. Orada eşim de ben de çalışıyorduk. Kasiyerlik yaptık. Bir yandan da dil kursuna gidiyorduk. Sonra çocuğumuz doğdu.

- ABD’de mi?

Evet, şimdi bunu da dillerine dolarlar. ABD’de doğduğu için Amerikan vatandaşı. Ama biz zaten orada yaşıyorduk. Bazılarının karılarını, sevgililerini doğum için ABD’ye gönderme planlarını hatırlıyorum mesela. Uğur Dündar gibi. Ufuk Güldemir Habertürk’te yazmıştı da utanıp gidememişlerdi. Bizimki öyle değil.

- Master tezine ne oldu?

Orada başta Columbia olmak üzere çeşitli üniversitelerde dersler aldım, kütüphanelerinden yararlandım ama tezi buraya verecektim. Sonra buradaki hocam tek bir imza için çağırdı. Büyük masraftı. Gidemedim. Dolayısıyla master’ı bitiremedim. Nasılsa af çıkar sonra bitiririm dedim.

- Neden döndünüz ABD’den?

Zaten kalıcı gitmemiştik. Sonuçta ABD’de iyi para biriktirdik, evin ipoteğini kaldırdık ve döndük.

Askerde sorguya çekildim

- Taraf’taki haberler nasıl başladı?

‘Üsteğmeni Dağda Unuttular’ diye haber yaptım. Şırnak’tan tanıdığım biri aradı ve olanları anlattı. Araştırdım doğru, gazete de haberi bastı. O güne kadar asker eksenli hiçbir haber girmiyordu Türkiye’de. İlk budur. O askerin hikayesi çok etkileyiciydi. Adamı dağda unutuyorlar sonra da firar etti diyorlar. Aradan üç ay geçince de şehit ilan ediyorlar. Hani firar etmişti? Ben yaptığım her haberi yaşarım. Bu haberi de yaşadım. O askerin bir kızı vardı. Yarın öbür gün o kıza babasıyla ilgili ne diyeceksiniz açıklayın dedim. Ailesi belki mezarında Fatiha okuyacak, bulun onu diye yazdım.

- Bir de çok konuşulan Dağlıca haberi var…

O haber bana sızmadı, kendim buldum ve yaptım. Olayla ilgili gizlilik kararı vardı. Gittim erlerin avukatlarını teker teker buldum. Dosyaları onlardan aldık. Baktık ki inanılmaz şeyler var. Bir çocuğun üzerine yıkmışlar, ölmediler diye askerleri vatan haini ilan etmişler.

- Tam ordu ile ilgili böyle kritik haberleri yaparken askere gittiniz…

Haziranda gittim askere. Gitmesem yakalanıp hapis cezası çekecektim. İskenderun’da acemiliği yaptım, Çanakkale’de usta birliğine katıldım. Ben askeriyede sorgulandım. Tanımadığım iki kişi bir gün gelip beni Çanakkale adliyesine götürdü. Küfrettiler.

- Ne sordular?

Gazetedeki yazılara atıfta bulundular. “Nereden alıyorsun? Kimden alıyorsun?” Ama iki gün önce tanıdığım bir asker beni uyarmıştı. Ben de aileme haber vermiştim bir şey olabilir diye. Beni sorgulayanlara dedim ki: Sizin geleceğinizi biliyordum. Bana bu bilgiyi verenler sizin kim olduğunuzu bilirler. Kurtuluşunuz yok. Bunun üzerine ortam değişti. Beni bıraktılar.

YAŞ’tan önce belgenin aslı çıkar diyordum

-“İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nı nasıl ele geçirdiniz?

Bir haber kaynağından aldım. Ergenekon’u izleyen diğer gazeteciler nasıl belgeler alıyorsa ben de bunu aldım ve güvendiğim kaynaklara doğrulattım. Aslı kayıp deniyordu ama ben 30 Ağustos’tan önce çıkmasını bekliyordum.

- Bekliyorsanız neden yazmadınız?

Nasıl yazayım? Ben hep belgeli yazıyorum. Şimdiye kadar hiç duyum haber yazmadım. Kendini çok büyük gazeteci zannedenler duyum yazıyorlar ama ben yazmam.

- Türkiye’yi sarsan haberlere imza atarken arada bir NTV haberi yaptınız ki… Trajikomik bir duruma düştü Taraf. Pişman mısınız?

Evet, o bana kaderin bir cilvesi oldu. İrtica eylem planının orijinal belgesi çıktığı gün NTV’nin saatinin GMT olduğu ortaya çıktı. Burada benim hatam oldu, özür de diledim ama sonuçta savcılığa yanlış kayıtlar gitmiş.

AKŞAM

Etiketler: ,

Turkcell hakkında soruşturma açıldı!

Çarşamba, Ekim 21, 2009 16:37
Kategori: Güncel

59798
Turkcell’e, azami fiyat sınırlarının üzerinde tarife uygulaması sebebiyle soruşturma açıldı.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu, ”Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş’nin, abonelerine kurum tarafından belirlenen azami fiyat sınırlarının üzerinde tarife uygulaması nedeniyle, imtiyaz sözleşmesinin 13. maddesini, 5809 sayılı kanunun ilgili hükümlerini, GSM azami fiyat çizelgelerinin belirlenmesine ilişkin Kurul kararları hükümlerini ihlal ettiğinin tespit edildiğine” karar verdi.

Kurul, söz konusu uygulamadan dolayı abonelerden fazladan alınan konuşma tutarlarının, iade edilmesine ve şirkete soruşturma açılmasına karar verdi.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) internet sitesinde yer alan Kurul kararı şöyle:

”15 Ekim 2009 tarih ve 2009/İK�07/515 sayılı Kurul kararı ile ”Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş’nin, abonelerine Kurum tarafından belirlenen azami fiyat sınırlarının üzerinde tarife uygulaması nedeniyle, Kurumumuzla imzalamış olduğu imtiyaz sözleşmesinin 13′üncü maddesini, 5809 sayılı kanunun ilgili hükümlerini, GSM azami fiyat çizelgelerinin belirlenmesine ilişkin 25 Mart 2009 tarih ve 2009/DK-07/151 sayılı kurul kararı ile 25 Mart 2009 tarih ve 2009/DK-07/149 sayılı kurul kararı hükümlerini ihlal ettiği tespit edilmiştir. Bu çerçevede;

-Söz konusu uygulamadan dolayı abonelerden fazladan alınan konuşma tutarlarının iş bu kurul kararının ilgili işletmeciye tebliğinden itibaren en geç 1 ay içerisinde abonelere iade edilmesi,

-Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş’ye Telekomünikasyon Kurumunun Denetim Çalışmalarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 13′üncü maddesi çerçevesinde soruşturma açılması, söz konusu soruşturmayı yürütmek üzere ilgili birim olarak Tarifeler Dairesi Başkanlığı’nın görevlendirilmesi,

-Soruşturma sonucunun, Kurul kararına dönüşmesi süresi boyunca söz konusu ihlale ilişkin olarak ihlalin boyutu, süresi, abonelik türleri, elde edilen haksız kazanç, etkilenen abone sayısı gibi hususlar dahil soruşturma sürecinde değerlendirilecek her türlü bilgi ve belgenin Turkcell İletişim A.Ş tarafından saklanması,

-İş bu Kurul kararının kurum internet sitesinde yayımlanması ve ilgili işletmeciye bildirilmesi hususlarına karar verilmiştir.”

Etiketler:

O. ç. Vali’ye inat o doktoru götürdüm!

Perşembe, Ekim 15, 2009 20:27
Kategori: Yaşam

60035

Ardahan’da Hanak Kaymakamı, Çıldır Kaymakamı’nı kendisine ve valiye küfür ettiği için valiye şikâyet etti.

Ardahan’da Hanak Kaymakamı Süleyman Ovalı, Çıldır Kaymakamı Önder Çan’ı kendisine ve valiye küfür ettiği gerekçesiyle hazırladığı tutanakla valiliğe şikâyet etti. İddiaya göre Çıldır Kaymakamı Önder Çan, telefonda hem kadın doktorla ilişkisini itiraf etti, hem de yerine vekalet eden kaymakam ve valiye küfürler yağdırdı.

Ardahan Valiliği’nin Çıldır Kaymakamı hakkında açtığı soruşturma, ilçenin üst düzey bürokratları arasındaki ilişkilerin, bir zamanlar ekranların en çok izlenen dizilerinden “Dallas”takileri aratmadığını ortaya çıkardı. Ardahan’ın Çıldır İlçesi Kaymakamı Önder Çan hakkında, valiye küfrettiği ve bölgede çalışan bir kadın doktorla ilişkisini ortaya koyduğu telefon konuşması nedeniyle soruşturma açıldı.

Önder Çan’ın, 8 Ekim’de bir doktora izin verilmesi konusunda, yerine vekalet eden Hanak Kaymakamı Süleyman Ovalı’yla telefonda tartıştığı, sinirlenip Ovalı ve eski Ardahan Valisi’ne hakaret ettiği, “O….. ç….. valiye inat, ben o doktoru götürdüm” dediği iddia edildi.

KONUŞMANIN TANIKLARI

Kaymakam Önder Çan’ın konuşmasını tutanakla belgelediğini ve konuşmayı hoparlörden dinleyen tanıkların da imzaladığını belirten Hanak Kaymakamı Süleyman Ovalı “Olay doğru, soruşturma gerçekleşiyor. Bu nedenle konuşmak istemiyorum” dedi. Önder Çan ise “Ben böyle sözler sarfetmedim” diye konuştu.

VALİ: İLİŞKİSİ VARMIŞ

Vali Selim Cebiroğlu da “Başka bir soruşturmada, doktorla ilişkisini öğrendik” dedi.

Önder Çan’ın, bölgede görevli bir kadın doktorla ilişkisi olduğu, ancak doktorun sevgilisi olduğunu öğrendiği, “Ankara’ya gideceğim” diye izin alan doktoru takibe alıp başka bir kente gittiğini öğrenince görevden aldığı da öne sürüldü.

İşte tutanak

Çıldır Kaymakamı Önder Çan’ın sarf ettiği belirtilen sözlerden bazıları şöyle:

O ilçe benim ilçem, sen benim ilçeme karışamazsın i… o… i…

(Hanak Kaymakamı’nın “Sen bu şekilde küfür ve hakaret etmeye devam edersen, yasal haklarımı kullanacağım” lafı üzerine) Sen busun oğlum o….. gibi kıvırırsın.

(Hanak Kaymakamı’nın “Sen neden bu doktora izin verdin peki” sorusuna) O işi
karıştırmayacaksın, o mevzu özel. Ben o doktorla bir süre çıktım, şimdi çok özel sır durumu var.

(Hanak Kaymakamı’nın “Benimle ilgili ne sorunun var” lafı üzerine) Cebiroğlu ;

i… -eski Vali Selim Cebiroğlu- Doktoru benimle ilgili saçma sapan bir şekilde sıkıştırmış, bunu bir tek seninle paylaştım. Ama dışarıda insanlar bu olayı konuşuyorlar. Oğlum bu yüzden sana düşmanlık ediyorum.

Ben o….. ç….. valiye inat o doktoru götürdüm.

ÇILDIR KAYMAKAMI ÖNDER ÇAN: ‘Tartıştık, o laflar yok’

Önder Çan, Hanak Kaymakamı Ovalı’nın tutanağa geçirdiği konuşmaların doğru olmadığını savunarak, “Bir tartışmamız oldu, ama yok böyle laflar. Bunlar, kaymakamlık makamına gelen birinin söyleyeceği laflar mıdır” dedi. Çan, “Doktor ile arkadaşız. ‘Aralarında ilişki var, almıyor görevden’ dedikodusunu çıkardılar. Sonra görevden aldım, bu sefer de ‘Beraber olmayı kabul etmediği için’ dedikodusunu çıkardılar” dedi.

HANAK KAYMAKAMI SÜLEYMAN OVALI: ‘Bunları kafadan uydurmadım’

Hanak Kaymakamı Süleyman Ovalı konu hakkında konuşmak istemediğini, kendisinin bu konuda valiliğe bilgi verdiğini, gerekiyorsa adli makamlar önünde de hesabını verebileceğini belirterek, “Ben bunları kafamdan uydurmadım, arada geçen konuşmaların her satırını kâğıt üzerine döktüm ve gerekli yerlere ilettim. Ayrıca kimsenin ilişkisini de kimseye söylemedim. Herkesin özel hayatı kendine”
dedi.

Konuşmada adı geçen doktor: Kaymakamla ilişkim olmadı

Çıldır Kaymakamı Önder Çan ile ilişkisi olduğu iddia edilen Doktor B.D., “Benim Kaymakam Çan ile amir-memur dışında bir ilişkim hiç olmadı, olamaz da. Yaklaşık olarak 1.5 yıldır burada görev yapıyorum. Birçok kişiyle bu tür yakıştırmalar yaptılar. 6 ay bununla mücadele ettim. Ben sadece işimi yapıyorum. İki kaymakamın arasında ne konuşmalar geçti bilmiyorum. Benim adımın geçmesi çok anormal bir durum” dedi. Doğan şöyle devam etti: “Ben Çıldır halkını seviyorum. Sırf o yüzden burada duruyorum. Bu tür şeyler beni ve ailemi çok yıpratıyor. Ben işime bakıyorum ama bu saatten sonra ne yapacağımı bilmiyorum.
İstifa da edebilirim.”

HT

Etiketler: , ,

Esra Karsel: ‘Seviştiğim erkeklerden daha iyisin’

Perşembe, Ekim 15, 2009 20:23
Kategori: Güncel

60029

İstanbul Nişantaşı’nda otomobilinde boğulan Esra Karsel’in katil zanlısı, 2003’te de birlikte yaşadığı hemşireyi öldüren sevgilisi Eyüp Gökhan çıktı.

Gökhan ‘yanlış numara’ sayesinde tanıştığı Karsel’i, seviştikten sonra “Seviştiğim diğer erkeklerden iyisin” dediği için öldürdüğünü söyledi.

ÜNLÜ iç çamaşırımarkası Do-Re-Mi’nin beyin kanamasından ölen eski sahibi Ahmet Baysal’ın ayrıldığı eşi Esra Karsel (39), 1 hafta önce İstanbul’un en lüks semtlerinden Nişantaşı’nda otomobilinin arka koltuğunda boğularak öldürülmüş halde bulunmuştu.

Pronovias Biri adlı gelinlik dükkanında satış temsilcisi olarak çalışan Karsel’in 03.00 ile 07.00 saatleri arasında öldürüldüğünü tespit eden polis, katil ya da katilleri belirlemek için kolları sıvadı.

Polis, cep telefonuyla çantası da çalınan Karsel’in telefon görüşmelerinimercek altına aldı. Son aranan numara, araştırma yapan polisin dikkatini çekti. Polis, Karsel’in katıldığı açılışın ardından bu numaradan görüştüğü Eyüp Gökhan ile Üsküdar’da buluştuğunu belirledi. Karsel’le 1.5 aydır aşk yaşadığı belirlenen Eyüp Gökhan takibe alındı. Kayıp cep telefonunun izi de sürülmeye başlandı. Sinyallerden; telefonun Gökhan tarafından bir seyyar satıcıya satıldığı ortaya çıktı. Ve 1 hafta süren çalışma sonunda polis, önceki akşam29 yaşındaki zanlıyı Kadıköy’de yakaladı.

İNTERNETTE TANIŞMIŞLAR

Üzerinden “Okan” adına düzenlenmiş sahte bir kimlik çıkan zanlı, Asayiş Şube Müdürlüğü’ne getirildi.

Burada yapılan sorgulamasında ise zanlının 2003′te hemşire sevgilisi İlknur Değirmenciler’i kendisini aldattığı düşüncesiyle Üsküdar’daki evinde kaşkolla boğarak öldüren cezaevi firarisi Eyüp Gökhan olduğu ortaya çıktı.

Esra Karsel’le, genç kadının, üst üste yanlış telefon numarası çevirmesi sonucu tanıştığı belirtilen Eyüp Gökhan ise ilk ifadesinde, biri üniversite diğeri lise öğrencisi olan 2 çocuk annesi Esra Karsel ile 1.5 ay önce internetteki bir jigolo sitesi vasıtasıyla tanıştığını ileri sürdü. İkilinin daha sonra buluşmaya başladığı belirlenirken, Gökhan’ın ilk buluşmalarında Karsel’e daha önce cinayet işlediğini ve cezaevinden kaçtığını anlattığı öne sürüldü. Olay akşamı Esra Karsel’in kendisine bir açılışa katılacağını söylediğini belirten Eyüp “Kadıköy’deki açılıştan sonra beni Üsküdar’dan aldı. Kadıköy’de bir otoparka gittik. Otomobili kuytu bir yere çektik. Ve arka koltuğa geçip seviştik” dedi.

OTOPARKÇI DA GÖZALTINDA

Seviştikten sonra sohbet etmeye başladıklarını söyleyen Gökhan, “Bana ‘Sen seviştiğim diğer erkeklerden daha iyisin’ deyince sinirlendim. Beni aldattığını düşününce kendimi kaybettim. Elime geçen bir ipi (cep telefonunun şarj cihazının kablosu) boynuna sardım. Bana direndi. Direndikçe boğazını sıktım. 5 dakika sonra koltuğa yığıldı. Arka koltuktan öne geçip aracı otoparktan çıkardım. Cesedi Ortaköy’de bir otoparka götürmek istedim. Otopark kavşağını geçince Beşiktaş’a geldim. Polisleri yolda görünce korktum. Aracı terk ettim ve taksiyle Kadıköy’e gittim” dedi.

Cinayeti işlediği otoparkta yakalanan Eyüp Gökhan, polisi karşısında
görünce “Siz gelmeseydiniz ben teslim olacaktım” dedi. Pişman olduğunu söyleyen Gökhan soruşturmanın ardından Şişli Adliyesi’ne gönderilecek.
Bu arada cinayetin işlendiği otoparkın işletmecisi Z.Ş. de ifadesine başvurulmak üzere gözaltına alındı.

Etiketler:

iki ay boyunca seks kölesi olmuş

Perşembe, Ekim 15, 2009 20:20
Kategori: Güncel

51277
16 yaşındaki kız, polisin uyuşturucu operasyonuyla kurtarıldı.

Antalya’da polisin bir eve düzenlediği operasyonda uyuşturucu ticareti yaptıkları öne sürülen biri kadın 5 kişi yakalanırken, zanlılardan birinin iki ay önce kaçırarak tecavüz ettiği iddia edilen 16 yaşında bir kız da kurtarıldı.

Alınan bilgiye göre, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Narkotik Büro Amirliği ekipleri, Yeşildere Mahallesi’ndeki bir evde uyuşturucu ticareti yapıldığı ihbarı üzerine teknik takip başlattı. Takip sırasında evde 16 yaşındaki bir kızın zorla tutulduğunu belirleyen polis, eve baskın düzenledi.

Baskında, uyuşturucu ticareti yaptıkları ileri sürülen R.G, A.R, A.D, A.R, H.H. gözaltına alındı. R.G. tarafından yaklaşık iki ay önce kaçırıldığı ve evde zorla tutulduğu öne sürülen 16 yaşındaki E.K. kurtarıldı. Evde tecavüze uğradığı iddia edilen kız, Antalya Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi.

Evde ve şüphelilerin üzerinde yapılan aramalarda ise toplam 60 grama yakın 84 paket eroin ele geçirildi.

Katil Cem Garipoğlu Teslim oldu

Perşembe, Eylül 17, 2009 10:27
Kategori: Güncel

8831174
Münevver Karabulut’un cinayet zanlısı Cem Garipoğlu 197 gün sonra İstanbul’da teslim oldu.
Münevver Karabulut’un katil zanlısı Cem Garipoğlu, bu sabaha karşı İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne teslim oldu.

7 aydır aranan Cem Garipoğlu’nun saat 00.45’te avukatı Aytekin Kaya ile birlikte Bahçelievler polis merkezine giderek teslim edildiği bildirildi.

CİNAYET NEDENİ KISKANÇLIK

Cem Garipoğlu gece yarısı Bahçelievler’de E-5 Karayolu’nda avukatı Aytekin Kaya ile buluştu. Avukat Kaya’nın verdiği bilgiye göre Cem Garipoğlu daha sonra Asayiş Şube’ye götürüldü. Kaya, “Asayiş şubede iyi karşılandı. Cem, ilk ifadesinde cinayeti kendisinin işlediğıini itiraf etti. Polise cinayeti kıskançlık nedeniyle işlediğini söyledi. ‘Pişmanım’ dedi” diye konuştu.

HAFİF SAKALLI, SAÇLARI UZAMIŞ

Cem Garipoğlu’nun hafif sakallı ve saçları uzamış olduğu belirtildi. Avukat Kaya, “Cem babasının katil şüphelisi olarak tutuklanmasından son derece üzüntülüydü. Vicdan azabı çekiyordu. Bu nedenle gelip teslim oldu” dedi.

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, yaptığı açıklamada, “Polisin sistemli çalışması, kendi çocuğunun katilini arar gibi araması ve basının yayınları Cem Garipoğlu’nun tesliminde etkili oldu” dedi.

197 GÜNDÜR İSTANBUL’DA GİZLENİYORMUŞ

Cem Garipoğlu’nun 197 gündür İstanbul’da gizlendiği ve hiç yurt dışına çıkmadığı belirtildi. Cinayetin işlendiği 3 Mart tarihinde izini kaybettiren Cem Garipoğlu’nun saklandığı yerler konusunda çeşitli spekülasyonlar yapılmış, Rusya’da, ABD’de hatta Ermenistan’da gizlendiği ileri sürülmüştü. Son olarak Cem Garipoğlu’nun Ermenistan’da yakalandığı da ileri sürülmüştü. Cem Garipoğlu’nun teslim olduğu haberini Münevver Karabulut’un ailesi gazetecilerden öğrendi.

ÇOCUK ŞUBEYE GÖTÜRÜLDÜ

Asayiş Şube Müdürlüğü’nde bir süre tutulan Cem Garipoğlu, 18 yaşından küçük olması nedeniyle sorgulanmak üsere Üsküdar’daki Çocuk Şube Müdürlüğü’ne götürüldü.

BİR KAMERAMAN YARALANDI

Bu arada, zanlı Cem Garipoğlu’nu Çocuk Şube Müdürlüğü’ne getiren konvoyun arkasındaki bir aracın çarptığı AA kameramanı Kenan Yeşilyurt ayağından yaralandı. Yeşilyurt, ambulansla hastaneye kaldırıldı.

HÜRRiYET

Cerrah-Garipoğlu hakkında şok iddia!

Pazartesi, Eylül 7, 2009 21:35
Kategori: Güncel

29925

“Cem Garipoğlu sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı, Cerrah ile Garipoğlu 3 kez kurye aracılığı ile görüştü.”

Karabulut cinayetinde iki şok iddia ortalığı karıştırdı. İddiaya göre Emniyet Müdürü Cerrah ile katil zanlısının amcası Hayyam Garipoğlu 3 kez bir kurye aracılığı ile görüştü.

Münevver Karabulut cinayetinde şok iki iddia gündeme bomba gibi düştü. İddialara göre dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile Cem Garipoğlu’nun amcası Hayyam Garipoğlu, 3 kez bir kurye aracılığı ile görüştü. İkinci şok iddiaya göre de Cem Garipoğlu’nun Emniyet’te iken görüntüleri bulunuyor.

Bahçeşehir’de lüks villada öldürüldükten sonra başı gövdesinden ayrılarak bir gitar kutusu içinde Etiler’de bir çöp konteynerına atılan Münevver Karabulut cinayetinin ardından 187 gün geçmesine rağmen cinayet üzerindeki spekülasyonlar artarak sürüyor. Vahşi cinayetin ardından İnterpol’den ‘kırmızı bülten’ çıkaran polis dünyanın her yerinde Münevver Karabulut’un katil zanlısı Cem Garipoğlu’nu arıyor. Polis 187 gündür henüz Cem Garipoğlu’nu yakalayamazken, Yeni Şafak, gündemi sarsacak iki şok iddiaya ulaştı.

SKANDAL GÖRÜŞME

Yeni Şafak’ın ulaştığı bilgiye göre dönemin Emniyet Müdürü, şimdiki Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah ile Cem Garipoğlu’nun amcası Hayyam Garipoğlu, 3 kez bir kurye aracılığı ile görüştü. İstanbul’da gerçekleşen görüşmelerde neler konuşulduğu hala bilinmiyor. İkinci şok iddiaya göre de Cem Garipoğlu’nun Emniyet’te gözaltında iken görüntüleri bulunuyor. Yeni Şafak’ın ulaştığı bir kaynak cinayet günü Cem Garipoğlu’nun gözaltına alındığını, fakat bilinmeyen bir nedenle serbest bırakıldığını ileri sürdü. İddiaya göre Cem Garipoğlu’nun emniyetteki görüntüleri soruşturmayı yürüten savcılıkta da bulunuyor. Görüntülerde Cem Garipoğlu’nun güvenlik kamerası görüntüleri yer alıyor.

DAHA ÖNEMLİ ŞEYLER VAR

Son olarak geçtiğimiz gün Karabulut’un babası Süreyya Karabulut, Avcılar’da bulunan Garipoğlu Holding önünde eylem yapmış, kırmızıya boyadığı bir testereyi Garipoğlu Holding beni kesebilir diyerek boğazına dayamıştı. Süreyya Karabulut daha önce de Cem Karabulut’un yakalandığı ve para karşılığı serbest bırakıldığı iddialarında bulunmuştu. İddialar üzerinde duran savcılar araştırmalarını sürdürüyor. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın da son olarak yaptığı açıklamada Çember daralıyor. Daha önemli şeyler var, onlar daha sonra’ diyerek, adeta iddiaları doğrulamıştı.

O KURYE BEN DEĞİLİM

Öte yandan Münevver Karabulut’un babası Süreyya Karabulut ile katil zanlısı Cem Garipoğlu’un amcası Hayam Garipoğlu arasında 3 milyon avroluk ‘kan parası’ konusunda aracılık yapan gazeteci Cemil Baran kuryelik iddialarını yalanladı. Kuryelik iddiasını kabul etmeyen Baran �Böyle bir aracılık yapmadım� açıklamasını yaptı. Baran’ı yakından tanıyan Gaziantepli bir gazeteci ise Cemil Baran’ın gazeteci olmadığını, kendisini gazeteci olarak tanıtarak, bölgedeki gerçek gazetecileri zor durumda bıraktığını ifade etti. Sözkonusu gazeteci, �Cemil Baran aslen Adanalı’dır. Baran sadece bazı yerel gazetelerde kısa süreli çalıştı� dedi.

Bu arada Yeni Şafak’ın iddialar konusunda bilgisine başvurduğu Hayyam Garipoğlu’nun eşi Aysel Garipoğlu ise Celalettin Cerrah ile aralarında bir diyalog yaşandığı iddialarını kabul etmedi. Aysel Garipoğlu �Eşim Cerrah ile bir iletişim halinde olmadı’ dedi.

Cem’in yeri tespit edildi

Emniyet yetkililerinden alınan bilgilere göre Cem Garipoğlu’nun yeri belirlendi. Cem Garipoğlu’nun yakalanıp adalete teslim edilmesi an meselesi. Yeni Şafak’ın ulaştığı bilgiye göre İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve ekibi Cem Garipoğlu’nun yerini tespit etti. Yetkiller bugün veya yarın Garipoğlu’nun teslim alınacağını belirtiyor. Münevver Karabulut ailesi ile Garipoğlu arasında para pazarlığını yapan Cemil Baran da Cem yakalanmak üzere. Tüm Türkiye’ye müjde olsun. Cem şu anda emniyette de olabilir’ dedi.

YENİŞAFAK

Şehit cenazesinde şehit anası isyanı

Pazartesi, Eylül 7, 2009 21:28
Kategori: Güncel

56991
Şehit anası bir ilke imza attı: “Oğlumu ben size sağlam teslim ettim. Cenazesini getirdiniz. Ne oldu yavruma!”
Eleşkirt’te, askerliği sırasında atış eğitiminde şehit olan Volkan’ın annesi cenazeye katılan Yarbay’a, “Oğlumu ben size sağlam teslim ettim. Cenazesini getirdiniz. Ne oldu yavruma” diye isyan etti.

Ağrı Eleşkirt’te vatani görevini yerine getirdi taburda atış eğitimi sırasında vurularak şehit olan 20 yaşındaki Er Volkan Kamalak memleketi Adana’da gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı.

TESKİN EDEMEDİ

2.5 ay önce davul zurna ile askere gönderdiği güvenlik görevlisi oğlunun ölüm haberiyle yıkılan Mehiha Kamalak, cenaze töreninde Ordu’yu temsil eden 6. Kolordu Komutanlığı’nda görevli Yarbay Kandemir Eren’e “Ben size oğlumu sağlam teslim ettim. Siz bana onun cenazesini getirdiniz. Ne oldu yavruma, ne yaptınız Volkanıma, onu bana gösterin. Yavrumu görmek istiyorum” diye feryat etti. Yarbay Eren, anneyi teksin etmekte güçlük çekti. Hayri Kamalak ise oğullarının intihar mı ettiğinin, kazaya yada cinayete mi kurban gittiğinin araştırılmasını istedi.

KUŞKULARIMIZ VAR

Baba Kamalak “Kafalardaki bazı soru işaretleri ile kuşkular kaldırılsın. Aklımıza her türlü olay geliyor. Elazığ’da 4 askeri şehit eden teğmeni unutmadık” dedi.

Şehit Kamalak’ın cenazesi Buruk Mezarlığı’nda toprağa verildi.

HT

Genelkurmay, Astsubay Konsept 2010

Pazar, Temmuz 26, 2009 11:59
Kategori: Güncel

8477175
Astsubay Konsept 2010 adlı bir çalışma yürüten Genelkurmay Başkanlığı, astsubay çavuşların rütbelerinin isimlerini, “Erbey, üstbey” şeklinde değiştiriyor. Değişiklik kararı astsubayların eğitim seviyelerinin yükselmesi üzerine alındı. Rütbe isimleri, internet üzerinde tartışıldıktan sonra belirlendi.

GENELKURMAY Başkanlığı, “Astsubay Konsept 2010″ adlı astsubaylarla ilgili kapsamlı çalışmada, son aşamaya yaklaştı. Henüz imzaları tamamlanmayan, ancak ana esasları belli olan çalışma ile astsubayların unvanları ve rütbe işaretleri başta olmak üzere pek çok değişiklik planlandı.

Astsubayların eğitim seviyesinin yükselmesi Genelkurmay’ın dikkatini çekti. Muvazzaf astsubayların yüzde 90’ının ön lisans ve lisanslarını tamamladığı, bazı astsubayların yüksek lisans hatta doktora öğrenimlerini yaptıkları belirlendi. Astsubayların eğitim seviyesine uygun rütbe işareti ve kadro görevlerini karşılaması gerektiği üzerinde duruldu. İsim ve rütbelerin değiştirilmesi aşamasında “herkes fikrini söylesin” diye rütbe isimleri internet ortamında tartışıldı. Sonuçlara göre rütbelerin ismi yeniden belirlendi. Sonuçta 6 rütbede bulunan “çavuş” kalkarken yerine “bey” geldi.

Astsubay ifadesi kalktı

Astsubaylığın bir statü olmasından yola çıkılarak her rütbenin önünde bulunması uygulamasından da vazgeçildi. Subayların durumu bu uygulamaya örnek oldu. Teğmen için subay denilmemesinden yola çıkılarak çavuş için astsubay çavuş denilmemesi formülü benimsendi. Astsubayların rütbe işaretlerinin uzman jandarma, uzman erbaş ve erbaşlar ile karıştırılması üzerine yerinin değişmesi de gündeme geldi. Subaylara benzer şekilde astsubaylara apolet takılması uygulamasının dünyadaki benzerlerine dikkat çekildi. Ancak bu aşamada işaretlerin yeri konusunda henüz fikir birliği sağlanamadı.

Emeklilik süreleri uzuyor

Ortalama ömür süresinin uzaması ve uzmanlığın öneminin artması nedeniyle terfi ve çalışma süresinin de uzaması öngörülüyor. Bunun sonucunda emeklilik yaşının kademeli olarak artırılması ve 2048 yılında kadın ve erkeklerde 65 olarak eşitlenmesi düşünülüyor. Bu uygulamayla önceden 20 yılda emekliliğine hak kazanan astsubaylar kademeli olarak en az 30 ve daha fazla hizmet süresini tamamlamak zorunda kalacak.

Yüzde 15’i subaylığa geçecek

Astsubayların yaş ve kıdemlerine bakılarak subaylık sınavına girmesine izin verilirken, 35 yaşından küçük ama doktora eğitimi almış olanların yalnız sözlü sınava alınmasına izin veriliyor. Bu durumda doktora yapanlar, subaylık seçme yazılı sınavından muaf olacak. Yapılan çalışmalarla ordunun subay ihtiyacının yüzde 15’i astsubaylardan karşılanacak.

Yeni rütbeler ve süre

Erbey: 3 yıl

Astsubay Çavuş yerine Teğmen Yardımcısı anlamında.

Üstbey: 6 yıl

Astsubay Kıdemli Çavuş yerine Üsteğmen Yardımcısı anlamında.

Olbey: 6 yıl

Astsubay Üstçavuş yerine Yüzbaşı Yardımcısı anlamında.

Akbey: 5 yıl

Astsubay Kıdemli Üstçavuş yerine Binbaşı Yardımcısı anlamında.

Sanbey: 3 yıl

Astsubay Başçavuş yerine Yarbay Yardımcısı anlamında.

Serbey: 5 yıl

Astsubay Kıdemli Başçavuş yerine Albay Yardımcısı anlamında.

HURRIYET

Öcalan birkaç ay içinde serbest kalacak!

Cuma, Temmuz 24, 2009 14:11
Kategori: Dünya

14949
Öcalan’ı hapisten çıkarma ve PKK’nın tüm kadrosuna genel siyasi af sağlama oyunu perdelerini açtı…

Savaş Süzal’ın ‘Apo gelecek seçim sonrası başbakan yardımcısı’ başlıklı yazısı…

Türkiye’de oynanan iki perdelik komedi artık beni güldüremiyor ama kaygılandırmaya devam ediyor. Hatırlarsanız sevgili okurlar aylardır oynanan tuluatın aslında Abdullah Öcalan’ı hapisten çıkarma ve PKK’ya af ilan etme konusunda bir alt yapı oluşturma amacı taşıdığını yazmıştım.

Türkiye’de ne yazık ki ihanet ve işbirlikçilik tanımlamaları sulandırıldığı için bu konuya desteği önce medyadaki işbirlikçiler yoluyla halkın nabzı yoklanarak gerçekleştirilmeye çalışıldı. Aslında bu konuda da pek sıkıntı çekmiyorlar. 12 Eylül 1980 sonrası Türk basını yozlaştırılıp ucuz kalemler yetiştirildiği için her an kolay işbirlikçi kalem de bulabiliyorlar.

Abdullah Öcalan önümüzdeki birkaç ay veya en geç birkaç yıl içinde salıverilecek. Artık bundan eminim. Gerçekte salıvermek de zorundalar. Zira patronları ABD’den terörist başını teslim alırken bu konuda Washington’a teminat vermiştiler. Ne zaman PKK veya ekonomik sıkıntı gündeme gelecek olsa veya zam yapmaya niyetlenseler önce birkaç muhalif sesi içeri alıp susturarak etrafa korku salıp sonra da yeni bir dalgayı yedekte bulunsun diye hazırladıkları haberlerini yayıyorlar.

Gerçekte bu oyun artık çok bayatladı. Halk olarak bu oyunu hâlâ yutuyorsak o zaman aynanın karşısına geçerek kendimizi sorgulamamız lazım. Biz geri zekâlı mıyız, ebleh miyiz diyerek. Bu konuya her değinişimde de Aziz Nesin nedense hep aklıma takılır. Kabul edin ki bizim son 20 yılda düşünme ve karar verme mekanizmamızda ulusça bir tersine gidiş var. O geri zekâlı dizilerle, futbol maçları, müzik diye yutturulan ne bestesi ne de güftesi olan kalitesiz şarkı sektörümüzle inanın şu anda bir test yapılsa dünya ortalamasının oldukça gerilerinde yer alırız. İşin en acı tarafı da ne olduğumuzu bilmeden kendimizi muasır medeniyetler seviyesinde filan görmemiz. Delil mi istiyorsunuz, Erdoğan hükümeti ve AKP’ye verilen oy oranı yeter sanırım.

Beyler bu kadar ucuz mu 23 yaşındaki gençlerin kanı. Bu kadar önemsiz mi, evlatlarını kaybeden ana ve babaların acısı. O gençlerin de hakkı yok muydu sizler kadar Galatasaray, Fenerbahçe transferleri konusunda heyecanlanmaya? Onların da hakkı değil miydi üniversite seçme sınavlarına girmek, evlenmek ve çoluk çocuk sahibi olarak hamdolsun ekonomisinin acılarını yaşamak?

Türk ordusu ne yazık ki kendi topraklarında bir savaş verirken kendi siyasetçileri tarafından ardından vuruluyor. Ben artık televizyon haberlerinde yaşamını kaybeden evlatlarımızın haberlerini seyrederken kusacak gibi oluyorum. Belki sizler kanıksadınız veya Turgut Özal’ın söylediği gibi alıştınız. Bu acı düştüğü yeri yakıyor.

Diyeceksiniz ki çözüm ne? Çözüm çok. Ama bunlardan hiçbiri teröristle masaya oturmak, teröristle oturup uzlaşmak değil. Bugüne kadar bunu deneyen hiçbir ulus başarıya ulaşmadı, ulaşamadı. Hepimizin evladı var. Siz teröristlerle mücadele eden ve sizin bu planlarınıza karşı çıkanları hapsederek bu işi çözdüğünüzü sanıyorsunuz ama terör bir gün hiç ummadığınız bir anda sizleri de yutar. İki büyük felaketi birbirleri ile afyonlamak hiçbir zaman çözüm değil. Bu öylesine hassas bir oyundur ki bizim basiretsiz yöneticilerin elinde kolayca patlayabilir ve iki felakete aynı anda ülkeye büyük zararlar verir.

Ülkenizi sevmiyor olabilirsiniz. Devlet malı deniz yemeyen domuz sözü de politikanız olabilir, ama daha önce de altınız çizdiğim gibi bakarsınız bir gün terör sizin de kapınızı çalar. Dünyanın en güçlü ülkesinde, dünyanın en güçlü liderleri dünyanın en gelişmiş polis teşkilatı tarafından korunmalarına rağmen teröristler tarafından canlarından edilmiştir. Amerika başkanlarından söz ediyorum.

Bakmayın bazı kiralık kalemşorların dolduruşuna. Onlar zamanında kendi patronlarını bile satmış kişiler. Bab-ı Ali’de bu konuyu bizim nesilden gazeteciler, kimin kime kaç kuruşluk operasyonlarla satıldığını iyi bilir. Bodrumda kâşane yazlıklar ve yatlar katlar edinmelerinin herhalde altında arka bahçelerinde petrol bulmaları yatmıyor. Kesekâğıdı ile bordroda görünmeyen vergiden kaçırılmış para alan yazar arkadaşların, ona vergi vermeden bordroda bu parayı göstermeden hangi kaynaktan ödeme yapan patronların vatanseverlikleri de o kesekâğıdının cidarları kadar bile sağlam değil.

Allah rızası için elinizi vicdanınıza koyun ve bu konuyu bir daha düşünün.

YENİÇAĞ